Wednesday, August 25, 2010

Sin sin...

Acı verecekse hatırası,
Yaşanmadı sayıver, gitsin.
Sızıysa kalan mirası,
Rüya varsay, uyanınca silinsin.
İlle de canlanacaksa anısı,
Masalmış diyeceksin,
Tüm anlatılanlar gibi sona ersin.
Ve bilinsin:
Ebedi olandan gerisi,
Yol verir ki, senin olsun yenisi:)


Fireko

Sunday, August 22, 2010

Sadece ümit

Bazen akıl yetmez, para fayda etmez, kelimeler boş ve mekanlar ıssız gelir. Hal böyleyken, ne tabip el verse yarar, ne de sohbetler kafi gelir. Ve herşeyde olduğu gibi bu halin geçişi için de zamanın akışına kaptırıverirsin kendini. Gün gelir, gece biter, saatler peşi sıra geçip gider. Ömür varsa, tüm fanilikler gibi bu dönem de son bulur. Öyle bir dönemdir ki, bir nevi mecburi hizmet gibi, tecrübe edilmesi sonrası için elzem gibi. Bir nevi doğum ve yeniliklerse yolun sonunda yaşanacak olandır. Bu ümitse insanı ayakta tutandır.

Tuesday, August 17, 2010

Yenilenirken

Hayat siparişler üstüne yaşanmıyor. Gönül neler neler istiyor. İstediklerimizin kimisi olurken, aklımıza bile gelmeyen güzellikler bizleri bulabilirken, yaşadıklarımızın birçoğu da hesaba katmadıklarımız veya aklımıza getirmekten kaçındıklarımız. Sipariş verir gibi sadece kendi istediklerimize kavuştuğumuz bir hayatın, mevcut yaşantımızdan daha iyi veya daha kötü olup olmayacağını bilemediğimizden, yaşadıklarımız bana ‘bizler için en iyi olanlar’ gibi geliyor.



Hayatı her zaman çok bilinmeyenli, sonu belirsiz denklem olarak algıladım. Yaşantılarımız etap etap bilinmezliklerin ortadan kalktığı, belirsizliklerinse her türlü olasılık hesabına açık olduğu şahsa özel denklemler. Zaman zaman denklemlerin kesiştiği, kesişmelerin sürekli ve süreksizler olarak farklılaştığı durumlar oluyor. Ve Stoa felsefesini başlatan Epictetus’un dediği gibi ‘Things that under our control and not under our control’ (Kontrol ettiklerimiz ve etmediklerimiz) diyerek, türlü türlü yenilenmeler ve dönüşümlerle yaşamaya devam ediyoruz.



Uzun bir aradan sonra, olağanlaşan dönüşüm evrelerimin yenisini yaşarken bir ses, bir nefes vermek istedim. Bu sesleniş, hali hazırdaki dönüşümümde bana düşündürülenlerin özeti oldu.

Hayatlarımızın güzelliklerle dolu olması dileklerimle.

Sunday, June 6, 2010

Kafa kağıdı yeni, ruhu eski

Kıymetli bir kardeşimle yazışmamız sırasında, bu devrin insanlarının nasıl olduklarını irdelerken bulduk kendimizi. Konuştuklarımız, çevremdeki orta yaştan genç pek çok tanıdığımın söylediklerini hatırlattı.Kafa kağıdı yeni, ruhu eskimiş insanlardan oluşan dünyada yaşıyor olduğumuzu fark ettik. Biri diyordu yaş 34 ruh 244, diğeri yaş 20 ruh 90. Ve geçen sene vizyonda seyrimize sunulan 'Benjamin Button' filmi o an, sadece beğendiğim bir film olmaktan çıktı. Bir nevi, bu zamanın insanlarının hayatının seyrini aktaran yapım olarak zihnimde canlandı. Ve insanların hayatta yaşadıkça, piştikçe, hamlıklardan sıyrılıp, zahmetlerden kurtulup, ruhu gençleşmişlere dönüşüyor olduğunu düşündüm. Sonunda kendimce yaptığım yorum;'Eğer kafa kağıdını eskitmek nasip olursa birgün, bir bebek kadar dingin ve taze ruha bürüneceğiz' oldu. Zaman, yaşı genç olsa da, hayat koşulları sebebiyle ruhunen yaşlanmışların zamanı. Ve bu alem, insan olmanın gücü ve kudretiyle, yaşadıkça gençleşen ruhların diyarı.

Monday, May 17, 2010

Bahane

Ne sen, ne ben.
Bizden adam olmaz.
Aynı kafa, aynı terane.
Sanki binmişiz bir tayyareye,
Gezinir zihnimiz, dönmemek için viraneye.
Fireko, 17.05.2010

Thursday, May 6, 2010

Hangisi?

Gitmek mi gerek?
Ellerinin arasından kaymak.
Henüz içten gelenleri anlatmadan,
Sessizce gecenin derinliği olmak.

Issız kumsallarda yalnızlık mı?
Mehtaplı bir gecede sarıveren sine mi?

Tüm duvarları yıkıp,
Yüreğinin sesine takılıp,
‘Var mısın?’ nidalarıyla,
‘Sen misin?’ sorusuna cevap bulmak.
Veya sualleri örtüp,
Sessiz mısralara dalmak.

Tercihler,
Varışlar,
Kayboluşlar.
Her biri ayrı takılar.
Kimisi yaparken divane,
Kimi kılacak seni yegane.

İyisi mi, dinlemeli ‘O’ sesi.
Ve takip etmeli, çağıran nefesi.

Fireko; 06.05.2010

Friday, April 30, 2010

Adsız

İnsanlar seni dertsiz bilirler,
Gülen yüzünü bana yorarlar.
Ne çizgiler, ne sızılar,
Hiç biri ele vermez.
Zor olmuşsa da, geçen yıllar.

İki kahkaha örtse de sisi,
Ruhunun rengi boyasa da bizi,
O mahsun bakışlar,
O derin ışıklar,
Anlatırlar, seninle nasıl oldular.

Bilirsin karşındaki süs,
Ardından gelse de güz,
Sen yine bahar, yine yaz.
Kışta da buldun ayrı haz.

Ve diledin:
Heyecan gitmeden,
Can kendinden geçmeden,
Sevgi pınarı dibe ermeden,
Gidivermeyi bu alemden.

Kolay olmasa da, demek ‘Elveda’,
Ve yollara, ‘Merhaba’,
Bir bedevi misali,
Yar kollarsın,
Biraz orada, biraz burada.


Fireko; 30.04.2010