Tuesday, December 28, 2010

İki kelime:)

Uzun suskunluklar ardından kısa selamlara dönüştü yazılarım:). Bir seneye daha veda ederken iki kelime yazmadan durmak istemedim. Geçenlerde biri mesaj atmış, 2010 yılını tek kelime ile nasıl özetlerdiniz diye. Düşündüm, düşündüm, pekçok farklılıkları bir arada görebildiğim bir sene daha tamamlanmış dedim. Aklıma ilk gelen 'Yenilikler' ve geniş renk skalasıyla hayatin 'Rengarenk'olduguydu.:)

Wednesday, August 25, 2010

Sin sin...

Acı verecekse hatırası,
Yaşanmadı sayıver, gitsin.
Sızıysa kalan mirası,
Rüya varsay, uyanınca silinsin.
İlle de canlanacaksa anısı,
Masalmış diyeceksin,
Tüm anlatılanlar gibi sona ersin.
Ve bilinsin:
Ebedi olandan gerisi,
Yol verir ki, senin olsun yenisi:)


Fireko

Sunday, August 22, 2010

Sadece ümit

Bazen akıl yetmez, para fayda etmez, kelimeler boş ve mekanlar ıssız gelir. Hal böyleyken, ne tabip el verse yarar, ne de sohbetler kafi gelir. Ve herşeyde olduğu gibi bu halin geçişi için de zamanın akışına kaptırıverirsin kendini. Gün gelir, gece biter, saatler peşi sıra geçip gider. Ömür varsa, tüm fanilikler gibi bu dönem de son bulur. Öyle bir dönemdir ki, bir nevi mecburi hizmet gibi, tecrübe edilmesi sonrası için elzem gibi. Bir nevi doğum ve yeniliklerse yolun sonunda yaşanacak olandır. Bu ümitse insanı ayakta tutandır.

Monday, August 16, 2010

Yenilenirken

Hayat siparişler üstüne yaşanmıyor. Gönül neler neler istiyor. İstediklerimizin kimisi olurken, aklımıza bile gelmeyen güzellikler bizleri bulabilirken, yaşadıklarımızın birçoğu da hesaba katmadıklarımız veya aklımıza getirmekten kaçındıklarımız. Sipariş verir gibi sadece kendi istediklerimize kavuştuğumuz bir hayatın, mevcut yaşantımızdan daha iyi veya daha kötü olup olmayacağını bilemediğimizden, yaşadıklarımız bana ‘bizler için en iyi olanlar’ gibi geliyor.



Hayatı her zaman çok bilinmeyenli, sonu belirsiz denklem olarak algıladım. Yaşantılarımız etap etap bilinmezliklerin ortadan kalktığı, belirsizliklerinse her türlü olasılık hesabına açık olduğu şahsa özel denklemler. Zaman zaman denklemlerin kesiştiği, kesişmelerin sürekli ve süreksizler olarak farklılaştığı durumlar oluyor. Ve Stoa felsefesini başlatan Epictetus’un dediği gibi ‘Things that under our control and not under our control’ (Kontrol ettiklerimiz ve etmediklerimiz) diyerek, türlü türlü yenilenmeler ve dönüşümlerle yaşamaya devam ediyoruz.



Uzun bir aradan sonra, olağanlaşan dönüşüm evrelerimin yenisini yaşarken bir ses, bir nefes vermek istedim. Bu sesleniş, hali hazırdaki dönüşümümde bana düşündürülenlerin özeti oldu.

Hayatlarımızın güzelliklerle dolu olması dileklerimle.

Saturday, June 5, 2010

Kafa kağıdı yeni, ruhu eski

Kıymetli bir kardeşimle yazışmamız sırasında, bu devrin insanlarının nasıl olduklarını irdelerken bulduk kendimizi. Konuştuklarımız, çevremdeki orta yaştan genç pek çok tanıdığımın söylediklerini hatırlattı.Kafa kağıdı yeni, ruhu eskimiş insanlardan oluşan dünyada yaşıyor olduğumuzu fark ettik. Biri diyordu yaş 34 ruh 244, diğeri yaş 20 ruh 90. Ve geçen sene vizyonda seyrimize sunulan 'Benjamin Button' filmi o an, sadece beğendiğim bir film olmaktan çıktı. Bir nevi, bu zamanın insanlarının hayatının seyrini aktaran yapım olarak zihnimde canlandı. Ve insanların hayatta yaşadıkça, piştikçe, hamlıklardan sıyrılıp, zahmetlerden kurtulup, ruhu gençleşmişlere dönüşüyor olduğunu düşündüm. Sonunda kendimce yaptığım yorum;'Eğer kafa kağıdını eskitmek nasip olursa birgün, bir bebek kadar dingin ve taze ruha bürüneceğiz' oldu. Zaman, yaşı genç olsa da, hayat koşulları sebebiyle ruhunen yaşlanmışların zamanı. Ve bu alem, insan olmanın gücü ve kudretiyle, yaşadıkça gençleşen ruhların diyarı.

Monday, May 17, 2010

Bahane

Ne sen, ne ben.
Bizden adam olmaz.
Aynı kafa, aynı terane.
Sanki binmişiz bir tayyareye,
Gezinir zihnimiz, dönmemek için viraneye.
Fireko, 17.05.2010

Thursday, May 6, 2010

Hangisi?

Gitmek mi gerek?
Ellerinin arasından kaymak.
Henüz içten gelenleri anlatmadan,
Sessizce gecenin derinliği olmak.

Issız kumsallarda yalnızlık mı?
Mehtaplı bir gecede sarıveren sine mi?

Tüm duvarları yıkıp,
Yüreğinin sesine takılıp,
‘Var mısın?’ nidalarıyla,
‘Sen misin?’ sorusuna cevap bulmak.
Veya sualleri örtüp,
Sessiz mısralara dalmak.

Tercihler,
Varışlar,
Kayboluşlar.
Her biri ayrı takılar.
Kimisi yaparken divane,
Kimi kılacak seni yegane.

İyisi mi, dinlemeli ‘O’ sesi.
Ve takip etmeli, çağıran nefesi.

Fireko; 06.05.2010

Thursday, April 29, 2010

Adsız

İnsanlar seni dertsiz bilirler,
Gülen yüzünü bana yorarlar.
Ne çizgiler, ne sızılar,
Hiç biri ele vermez.
Zor olmuşsa da, geçen yıllar.

İki kahkaha örtse de sisi,
Ruhunun rengi boyasa da bizi,
O mahsun bakışlar,
O derin ışıklar,
Anlatırlar, seninle nasıl oldular.

Bilirsin karşındaki süs,
Ardından gelse de güz,
Sen yine bahar, yine yaz.
Kışta da buldun ayrı haz.

Ve diledin:
Heyecan gitmeden,
Can kendinden geçmeden,
Sevgi pınarı dibe ermeden,
Gidivermeyi bu alemden.

Kolay olmasa da, demek ‘Elveda’,
Ve yollara, ‘Merhaba’,
Bir bedevi misali,
Yar kollarsın,
Biraz orada, biraz burada.


Fireko; 30.04.2010

Wednesday, April 28, 2010

Talepkar şiir :)

İstemek çok önemli.
Vaktiyle istediklerimden ne kadar çoğu bahşedilmişler,
Dönüp baktığımda maziye,
Veya yaşıyorken zahirde,
Tek tek selam ediyorlar,
Verilenler, verilmekte olanlar.

İsteyeceksin.
İstemeyi bileceksin.
Bir köşede yapıcı kumrusu gibi sinmeyeceksin.
Gelenlerden gidenler olursa
Yenileriyle boşluklar dolacak.
Buna önce sen kani geleceksin.

Son nefese kadar
Israrla isteyeceksin.
İstemeyi bileceksin.

Fireko, 28.04.2010

İyi günde tamam da, kolaysa kötü günde de:)

Kıymetli bir arkadaşımdan gelen paylaşımın düşündürdükleri:

''Aşk' dar zamanda aşk, 'dostluk' dar zamanda dostluk'. Keyifte, meşkte ve afiyetteyken birilerinin yanında olmak değil, zorluklarla sınavları verebilmek maharet.

Biz lisansda okurken 'Psikoloji 101' diye bir ders vardı. Farklı farklı bölümlerden insanlar bu dersi alır ve rahatlıkla verirdi. Ve o dersen AA almış olman, ortalamayı desteklemek ve kültürel açıdan kendine artı değer katmaktan çok öte birşey değildi (şahsi fikrim). Oysa zahmeti, meşakkatiyle ün salmış bir dersde başarılı olunduğunda, durum başkalaşırdı. Sen, zoru başarmış olduğunu, kapasiteni ve 'hayat' ta, senin neler başarabildiğini idrak ediyordu.

Ve 'hayat' sınavlarla dolu bir okul gibi. Sürekli öğreniyoruz, sürekli öğrendiklerimizle ilgili sınanıyoruz. Kısacası farklı farklı alanlardan sınavlara tabii oluyoruz. Bu sınavlar sırasında 'has'ı da, 'pas'ı da anlıyoruz. Hayat haslarıyla da, paslarıyla da güzel. Yeterki yaşamasını ve değerlerin kıymetini bilebilelim.

Annemin kuzenlerinden birinin bir lafı vardır. Çok severim.'Maymunum oynarken, kazanım kaynarken'der.

Hayat, dostları, gerçek hayat arkadaşını, 'has' insanları dar zamanlarda fark ettirtebiliyor. 'O' ana kadar değerini anlyamadıklarınız, sinenize dolmaya, 'O' ana kadar bağlandıklarınız da rengini salmaya başlayabiliyor. (Dara, zora kalmadan 'değerleri' fark edenlere 'ne mutlu', öylesi de oluyor, 'yok' değil.)

Düştüğünde, tökezlediğinde, afallayıp, zayıf ve naif olduğunda, yanındakiler kadar oluyor, 'hazinelerin'. Yanındakilerle birlikte, sana kalanlar kadar oluyor, 'kazançların'.

Artısıyla, eksisiyle, iyi günde olduğu gibi kötü günde de birlikte olduğumuz tüm 'Canlar' ı verene, ve varlıklarıyla mesut edenlere, TEŞEKKÜRLER, ŞÜKÜRLER, ŞÜKRANLAR:)

Rengi atanlara da, renk saldıkları için teşekkürler:)

Tuesday, April 27, 2010

Deva

Bazen bir el uzanır,
Tutup kaldırmak ister seni yerinden.
İhtiyacın olsa da o anda,
Yazgılar buluşmazsa, el havada kalır,
Sen durağında.


Kimi zaman seni tamamen sarandır, gelen sesleniş.
Tüm yaralarına derman zannedersin.
Kim bilir, belki en büyük ızdırabın neferidir.
Ferahlar için, sen hekimini bekleyensin.

Var olmuşsa veba,
Bulundu ona deva,
Sen de sıkma bu canı,
Elbette gelecek şifa.

Fireko, 27.04.2010

Wednesday, April 21, 2010

Olana

Varolup ta, dağlayanları,
Can evimden vurup, bağlayanları,
Rahmetin yollarına daldıranları,
Teşekkür ve şükürle ananlardanım.

Her bir sonda, başlangıç bulanları,
Bittiği anda dirilip kalkanları,
Çıkmadık cana hak tanıyanları,
Saygıyla selamlayanlardanım.

Sözü ve özü bir olana,
Ruhunu hür ve gür kılana,
Gereksiz zahmeti tanımayana,
İçin için imrenen bir fidanım.

Fireko, 22.04.2010

Tuesday, April 20, 2010

'Ben' di

Ben beni bir yerlerde bıraktım.
Öyle bir bıraktım ki, ne o yer hatırımda, ne de zaman.
Tekrar o ‘ben’i bulmak istesem de arada,
Olmuyor, seçemiyor hislerim öteleri.

Orada, bir hayat bıraktım.
Binlerce göz yaşı, yüzlerce kahkaha.
Vaktiyle içimde büyümüş olanlardı, geriye kalanlar.
Ve seneler içine sığdırılanlar.

Bir ‘ben’ di geçmişte terk edilen.

Ayrılık istenmemişti,
Amaç bu değildi.
Zaten ayrılıklar ne kadar arzu edilirdi?

Günler, aylar, seneler geçti üstünden.
Kimi zaman saatlerin bitmek bilmediği,
Kimi zaman siyahın beyaza ermediği vakitler.

Bir ‘ben’ di ki, şimdikinden hem farklı, hem değil.
Hem canlı, hem ölü.
Hem nevruz, hem de güz.

Kısacası o da; ‘ben’di.
Ve sislerin ardından arada el edendi.

O; ‘ben’di.
Acıttığı gibi yeşerten.
İnlettiği gibi güldüren.

‘Ben’ di, benden olmayana dönen.
Ve hiç yaşanmamıştı, bir yandan da kanıma işlerken.

Var olduğu kadar, yoktu.
Baktık bunca tezatlı vaziyet yordu.
‘Ben’ benden koptu,
Her parçası ayrı bir ‘ben’ oldu.

Fireko, 21.04.2010

Monday, April 19, 2010

Biii

Gidiyorum gönlüm huzur içinde.
Zihnimdekiler silinmeksizin tadım yerinde.
Ve senin sevgin taaa en derinde.
Herşey gönlünce olsun ömründe.

Fireko; 19.04.2010

Wednesday, April 14, 2010

Kafi

........................................
.....................................

..............................
...........................


Bir zorlama, horlama ve sıkma değil, yaşadığım.
Yaradılışıma uygun olanda kendini bulmak hali.
Özüme, mayama, canıma ait olanlarla yoğrulmak kafi,
Bunlar hem baki, hem kani.
Yeter ki kendi kendine takılmasın bu fani.

Fireko, 15.04.2010

Saturday, April 10, 2010

‘Bir’ e varsan

Eğer gideceksen gelme,
Olduğun yerde güzelsin.

‘Bir’ olacaksak gel,
O zaman ruhunun varlığıdır, bana yeten.

Mekana değil, hayata bakıyor gönlüm.
‘Bir’ olunduğunda ruhlar hem hürdür, hem bağlı.

Madde değil, manadır bağları kuran,
Metalar aleminde mesafeler olsa da, arada duran.

Ve esas olanda bu dur.
Zira tüm seyahat ‘mana’ da son bulur.

Fireko, 10.04.2010

Saturday, April 3, 2010

'Olacak bu iş'

Başlangıçlar, gözünde işleri ve meseleleri büyütmeden kolları sıvayabilmek önemli. 'Olacak bu iş' diye başladın mı ve niyetin halisse, alnının akıyla o işin içinden çıkıyorsun. Sonuç ille de gönlündeki, fikrindeki gibi değilse de, kısmetindeki gibi olacaktır. Tabii bu dediğim kadere, kısmete inananlar için daha anlamlı:).

Bugün bunu bir kere daha yaşadım. ‘Nasıl çıkacağız bakalım bu işin altından diyip?’, bir gayret giriştiğimiz operasyon başarıyla sonuçlandı. Darısı diğer girişimlerimizin başına i :)


Halimiz biraz 'Fear Factor', biraz 'Wipe Out' gibi oldu amma, sonuçta iyi oldu:)

Thursday, March 25, 2010

Teşekkürler

Bilmem bir soluk daha olur mu? Yeni bir günü karşılamak nasip mi? Bunların bilinmezlikleriyle geçti ömür ve dahası da varsa, aynı bilinmezlikler bilinirlikler alemine geçene kadar sürecek. Bildiğimse bana bahşedilenler (en azından bilebildiklerimi düşündüklerim). En kıymetlilerimin neler olduğuna karar vereli çok oldu. Tekrar tekrar sorguladığımda zihnimi ve ruhumu hep aynı cevaplar, aynı kapılar. Bunlardan yüzümü sürekli tebessüm ettirenler benim biricik kahramanlarım; anneciğim ve babacığım. Onlar çocukken de kahramanımdı, hiçbir eksiksiz hatta çok daha katlanarak bu yaşımdaki ve var olabilecek her anımdaki kahramanlarım. Bugün annemle telefonda konuşurken bunu ona da söyledim. Eğer kısmet olur da yarın sabah babamı görürsem ona da ilk sözlerim bunlar olacak. Sorarlar bazı yerlerde, ‘Kahramanınız kimdir?’ diye. Bunun cevabının kendimi bildim bileli değişmemesi, öyle iki değerin bana bahşedilmesi sonsuz teşekkürleri gerektiriyor (kendimce, İremce :) ).
Ve ben onları verene, verilenlere daha da güçlü olarak teşekkür etmek istiyorum.

Her şey için çok teşekkürler.

Monday, March 22, 2010

Uzun zaman sonra

Olmaz kırıntılar

Sen benden geçeli çok olmuşta, fark etmemişsin.
Sona kalan kırıntıları 'ben' sanarak selam etmişsin.
Oysa kırıntılarla yetinemeyecek kadar büyük yüreğim.
İyisimi kendimi başka yollara vereyim
Fireko, 21.03.2010

Ömür

Biraz şiir gibi,
Biraz masal.
Zaman zaman kısa öyküler,
Denemelerle aralarda molalar,
Olur sonu roman,
Kimisinin ömrüyse yazıyor, destan.
Fireko, 21.03.2010

Eksik veya basit, uzun zaman sonra mısralar geliverince ruhuma, paylaşmak istedim ilgilenecek olanlarla:)
İlham verenlere teşekkürlerimle
Fireko, 22.03.2010

Sunday, February 28, 2010

Kendi gibi bilmek

'Kişi karşısındakini kendi gibi bilir' derler. Son zamalarda yaşadıklarım bu sözü doğruladı. Ve uzun zamandır akademik çalışma, yazışmadan ötesini bırakmış olan ellerim bu satırlar için klavyeyle buluştu. Doğrucuysan 'doğrucudur muhatabım' diyorsun, oyuncuysan 'oyuncu'. 'Karşımdaki kimdir aslında?' demeden, kendininkine benzeyen kostümü yakıştırıyorsun ona. Sonrasında ölçüler, renkler tuttuysa ne ala, ya tutmazsa? Her durumda da güzel hasletler bezenmiş 'sen' ile karşılaşırsan, oluyorsun mualla.